Yapmamayı Tercih Ederim-Elif Meryem Uysal

“YAPMAMAYI TERCİH EDERİM.”

Bugün size tanıtmak için yola çıktığım yükte hafif, pahada (edebî anlamda) ağır kitabın ismi; “Katip Bartleby”, yazarı ise Herman Melville. Herman Melville’in ününü borçlu olduğu kitap esasen “Moby Dick”tir ancak “Katip Bartleby” isimli novellası öyle bir cevher taşır ki büyük isimli (ve genellikle iri cüsseli) ağabeylerinin arkasına saklanıp çoğu kişinin gözünden kaçmayı başarır. Klasikler arasında yer alan ve kendisinden sonraki pek çok büyük yazarı etkileyen bu kitaba ve yazarına şöyle bir göz atalım.

1819 yılında New York’ta doğan Herman Melville, oldukça ilginç bir yaşam öyküsüne sahip. Küçük yaşta babasını kaybettikten sonra çalışmaya başlamış. Sonrasında 18 yaşında başladığı tayfalık işi ona Avustralya, Tahiti, çeşitli Pasifik adaları gibi dünyanın ilginç yerlerini görme imkânını sunmuş. Hatta Sunay Akın’ın aktardığına göre Kudüs’e giderken İstanbul’dan geçer ve Rumeli hisarını gördüğünde hisarın, Fatih’in imzasını oluşturduğunu anlayarak “Bir şehre imzasını atan bir hükümdarı ilk defa görüyorum.” diyerek hayretini ifade eder. Yazarımız bir yandan çalışır, bir yandan dünyayı görürken kendini eğiterek edebî anlamda olgunlaşmış. Bunca birikimin ardından Amerika’ya tekrar döndükten sonra ailesinin de desteğiyle kitaplarını yazmaya koyulmuş. “Moby Dick” öncesinde yazdığı görece daha az bilinen kitaplarında denizcilerin hayatlarını, gördüğü yerleri konu almış. En bilinen eseri “Moby Dick”in hiç ilgi görmemesi üzerine parasızlıktan yazarlığı bırakıp küçük bir memuriyet işi bularak tekrar çalışmaya dönmek zorunda kalmış. “Katip Bartleby”yi de işte bu dönemde yazmış.

Kitap tam da Wall Street’in kazanlarında vahşi kapitalizmin pişmeye başladığı yıllara götürüyor bizi. Zamanımız 19. yüzyılın başları, mekanımız ise Wall Street’te bir hukuk bürosu. Hikâyeyi bu büronun başındaki işveren avukattan dinliyoruz. İsimsiz avukatımız, Hindi ve Kerpeten isimli iki katibimiz ve getir götür işlerine bakan Zencefil’imiz bu sıkıcı, karanlık ve tozlu büroda çalışmaktadır. O günlerde fotokopi makinesi gibi bir teknolojik aygıt olmadığından belgeleri çoğaltma işi bu katiplere düşmektedir. Sinirli, gergin, kızarıp bozaran, lanetler okuyan katipler günlerini şaşmaz bir aynılık ve boğuculuk içinde geçirirler. Ruh hâllerindeki dalgalanmalar bile düzenlidir. Avukatımız ise kolay kolay sinirlenmeyen uysal ve saygın bir adamdır. Henüz 12 yaşındaki Zencefil, büronun getir götür işlerine bakar (O zamanlarda çocuk işçi çalıştırmanın çok yaygın olduğunu düşünecek olursak pek de şaşırtıcı değil.). Sonrasında işe alınan Bartleby tabiri caizse “efendi bir adam”dır. İşe girdiği ilk günlerde azimle çalışır. Az yer, hiç konuşmaz. Ta ki bir gün kendisinden istenen bir görevi “Yapmamayı tercih ederim.” diyerek geri çevirinceye değin. Bartleby’nin bu davranışı oyunun kurallarını bilmemesinden veya iyi bir oyuncu olmamasından ileri gelmez, o yalnızca artık durmak istemektedir. Seçtiği sözcükler çok anlamlı ve önemlidir: “Yapmamayı tercih ederim.”. “Yapmak istemiyorum.”, “Yapmayacağım.” değil; “Yapmamayı tercih ederim.” der. Oyuna devam etmeme seçeneğini görmüştür Bartleby. Anlamsızlığın farkına varmış, “Bir ihtimal daha var!” demiştir. Derya içre yüzüp deryanın farkında olmayan balıklar gibi yaşayıp gidenlerden farklı olarak o bir tercihte bulunur. Diğerleri ise kabalaşmayan, diklenmeyen, kavga çıkarmayan, yalnızca yapmamayı tercih eden bu sessiz sakin adam karşısında çaresiz kalırlar. Öfkeye kapılır, melankoliye düşerler. Tercih sözcüğü sinsice onların da lügatlarına girer.

Bu küçük kitap Kafka’dan Camus’a pek çok ünlü yazarı etkilemiş. Bu büyük isimleri bırakıp kendi küçük dünyamıza dönecek olursak kitabın insanın içinde huzursuzluk uyandırıcı bir etkisi olduğunu söylemeliyim. Kitabın alt metni dile dökemediğiniz biçimde var oluşunuzun çatlaklarından sızacak ve içinizde bunaltı yaratacak. Bartleby’den nefret mi ettiğinizi yoksa ona büyük bir hayranlık mı beslediğinizi bilemeden çelişik duygular içinde kalacaksınız. Tercihte bulunmanın sorumluluğu, aslında seçeneklerden örülü bir dünyanın aktif oyuncusu olduğumuzun bilgisi (ya da kuşkusu) karanlık bir gölge gibi üstünüze çökecek. “Yapmama tercihim var mı?” diye sorarken bulacaksınız kendinizi belki de.

Kitabın çevirmeni, pek çok ünlü yazarın eserlerini çeviren ünlü çevirmen İlknur Özdemir. Oldukça temiz, pürüzsüz bir dille çevrilmiş. Yer yer düştüğü notlarla da kitabı anlamamızı kolaylaştırmış. Klasiklere karşı en önyargılı insanın dahi buzlarını eriteceğine inandığım bu kitabı tüm kitapseverlere şiddetle öneririm.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir